Huzur...
Beyza Nur. ANKARA. 1994. Ya o sevecekti ya da ben vazgeçecektim.
- Merak ettiğini sor. /
- Submit /
- RSS /
- Arşiv
Duvarlar üzerine üzerine geliyordu.Hemen bir pantolon ve bir gömlek giyip dışarı attı kendini.Nereye gideceğini bilmiyordu.Ne yapması gerektiğini de.Sadece artık dayanamayacağını biliyordu.Artık tek başına yaşayamacağını biliyordu.Sadece güvenebileceği,konuşabileceği,anlaşabileceği birine ihtiyacı vardı.Bu biri ne olursa olsun fark etmezdi.İsterse bir hayalet isterse bir köpek.
Yürüdü…
Sonunda ayaklarının bir kezzap tenceresinin üzerinde olduğunu hissedince durdu.Islak çimenlerin üzerinde olduğunu fark etti.Islak olmalarına aldırış etmeden uzandı çimenlere.Kalbi kaburgalarından dışarı fırlayacakmış gibi çarpıyordu kemiklerine.Gözlerini bulutlardan alamıyordu.Bulutlarla baş başaydı.Düşünmeye ihtiyacı vardı.Tabi kafayı yememek şartıyla.
Onu bu kadar yürütecek,ağlatacak,huzursuzlaştıracak şeyin aslında bir boşluk olması onu sinirlendiriyordu.Onu huzura kavuşturacak şey her ne ise ona çok acı çektiriyordu.Yokluğuyla acı veren şeyin varlığını tahmin edemiyordu.
Kimseyle hayatına alacak kadar güzel bir sohbet geçirmiyordu.Hissizleşmişti.Kimseyle bir ömür paylaşacak bir gözle bakmıyordu,bakamıyordu.Bu durumlar onun insanlardan nefret etmesine de yardımcı olmuştu.Sadece oksijen israfı yapan insanlar gün geçtikçe artıyordu.Bu düşüncelerin pençesinden ne kadar kurtulmak istiyorsa, o kadar derin yara izi bırakıyordu pençeler.
Kendini yalnız olduğuna inandırmaya çalışıyordu.Çünkü başka seçeneği yoktu.Yalnızlığa alışmak ne kadar acı veriyorsa , onu huzura kavuşturacak şeyi beklemek de o kadar acı veriyordu.
Artık kimseye karşı bir şey hissetmiyordu.Ne bir sevgi ne bir aşk.Kalbindeki rengarenk çiçeklerin yerini soğuk mezarlıkta ki taşlar almıştı.Sokaklar ne kadar gürültülüyse kalbi de bir o kadar sessiz ve soğuktu.
Ama bu duruma bir son vermeliydi.Yeniliklere ihtiyacı vardı.Farklılıklara ihtiyacı vardı.Hava değişikliğine ihtiyacı vardı.Fakat bu ihtiyaçlarını karşılayamıyordu.Korkuyordu.Ya daha mutsuz olursam? diye düşünmeden edemiyordu.
Bilmiyordu.Kafasında ki filler acımadan sevişiyorlardı.Büyük gümbürtüler kopuyordu içinde.Ne yapacağını bilmiyordu.Ne yapması gerektiğini de bilmiyordu.Fakat yaşadıkları ona şunu açıklıyordu , insanın hayatında , onu tetikleyecek , yalnızlığını giderecek, kararsızlıklarını netleştirecek , ona güven verecek birisi gerekiyordu.
Bence insanların da son kullanma tarihi var.
Belli bir süre sonra eskisi gibi olmuyorlar, değişiyorlar.
bozuluyorlar..
Kimseyi geçmişine göre yargılamayın.
Sadece örnek vererek açıklıcam.
Tırtıldan tiksinmek, kelebekten delicesine hoşlanmak.
Peki neden kelebeğin geçmişini bir anda unutuyorsunuz?
İnsanlar da bu denli değişebilir, geçmişi yargılamaktan vazgeçmelisiniz.
http://yalnizlikmasalcisi.tumblr.com/post/22253998892
***
onda ilk farkettiğim şey, gözleriydi.
sıcacık bakan sıcak çikolata kupaları gibiydi.
sonra gülümsedi,
gülümsedi ve ben içimde bişeylerin yıkıldığını hissettim,
nasıl bi papatya tomurcuklanıyorsa, aynı ılık his
kaburgalarımdan kasıklarıma dökülen.yanıma geldiğinde kokusunu çektim içime
…
Kimse beni sevmiyor anne.Boşlukta sürükleniyorum sanki.Kimse duymuyor,anlamıyor ,dinlemiyorlar beni.Anlatamıyorum, konuşamıyorum onlarla.Yalnızım anne.Bir köpek gibi yalnız ve çaresizim. Sürekli kendimle konuşuyorum ve kendi sorularımı kendim cevaplamaya çalışıyorum.Cevaplayamadığım zaman.Ah cevaplayamadığım zaman ise bir çıkmazda buluyorum kendimi ve ağlıyorum.Gözyaşlarımla söndürmeye çalışıyorum içimdeki yangını.Ama olmuyor.Gözyaşlarımla konuşuyorum.Gözyaşlarımla rahatlıyorum.Kalbim sıkışıyor arada bir ve hemen ardından nefesim kesiliyor.Nefes alamıyorum.İçimde savaşlar kopuyor ,insanlar ölüyor,sirenler çalıyor.İçim mahşer yeri gibi anne.Kalbim onların arasında sadece susuyor.Hiçbir şey yapamıyor.O da çaresiz.
Kayboluyorum anne.Bazen nerede olduğuma dair hiçbir fikir gelmiyor aklıma.Sonra sızıyorum bir köşeye.
Üşüyorum.Çok üşüyorum.Isınamıyorum , beni ısıtacak kimse yok.Ördüğün kazaklarla ısınmaya çalışıyorum fakat nafile.Boğuluyorum anne insanlar bir şeyler söylüyorlar, saçma.Dinlemiyorum , dışlanıyorum anne.Dışlandıkça daha da güçsüzleşip bir mum gibi kendi dimibe damlaya damlaya tükeniyorum.
Kurtar beni bu insanların arasından anne.Çıkar beni bu yangında.İçimde yaşananlara bir dur de.Kalbimi engelle.Bu sorulardan , düşüncelerden kurtar beni anne.Hergün biraz daha eriyorum.Kurtar beni anne.
Özgürlük.
Bağımsızca hareket etmek.Sorgulanmamak.Acaba kötü bir şey yaptım mı diye düşünmemek.Hesap vermemek.İstediğini yapmak.Ne istersen ama.Her şeyi geçekleştirmek ömrün boyunca hayal ettiğin her şeyi.Birine bağlanmaktan korkmamak.Sadece kendi hayatında bir etkisi olacağını bilmek.Dilediğin yere gidip dilediğin insanlarla tanışmak.Başkalarının ne düşündüğünü önemsememek.Rahatça düşünmek.Rahatça konuşmak.Saçma yorumlara marus kalmamak.Ve tüm bunları düşünmeden hayatın keyfini çıkarmaktır özgürlük.
(sevcantopal gönderdi)
Geçmeyen Zamanlar: Öyle bir karmaşa içindeyiz ki, ne önümüzü ne de bizi sona götüren...
Öyle bir karmaşa içindeyiz ki, ne önümüzü ne de bizi sona götüren yolları görebiliyoruz. Sahip olduklarımıza veya istediklerimize öyle sıkı geçiriyoruz ki tırnaklarımızı, aşağıya doğru kayarken ellerimizde yapışkan bir hırstan başka şey kalmıyor. Doğarken kendi isteğimizle gözlerimizi kapatıp…
ayrılık yada aşk üzerine geçişli hikaye
***
“neden sevinç? bana tek bir neden söyle?”
“neyi anlamak istemiyorsun? sevmiyorum işte, mutlu olamıyoruz biz seninle.”
“olmayalım, ne çıkar?”
“sana hava hoş. nasıl olsa boş vermişsin her şeye. aileni bile tek kalemde silebilecek kadar gözün kara!”
“ulan ben senin için sildim her şeyi!”
“ben mi dedim?”
hiç beklemediği bir yerden yumruk yemişti yaşar. sevinç’in “ben mi dedim?” cümlesi bütün vücudunda tir tir yankılandı. dizlerinin bağı çözüldü bir anda, koltuğa yığıldı. telefondan gelen cılız sesleri duymuyordu. sigara yakamayacak kadar şuurunu yitirmişti sanki yaşar. iki kelimeyle ruhu bedeninden uçup, hiç bilmediği bir ormanda, hiç tanımadığı bir ağaca bağlanmış gibiydi.
***“neşe.”
“efendim canım?”
“sana bir şey söylemem gerek.”
“hayırdır balım, kötü bir şey yok ya?”
“ben senden ayrılmaya karar verdim.”
gırtlağında tonlarca ağırlığında bir yumru hissetti neşe. bu ağırlığa bir kaç saniye dayanabildi sadece ve koltuğa bıraktı henüz terkedilmiş bir ruha sahip vücudunu. nişanlıydı taner’le, önümüzdeki yaz da evlenmeyi planlıyorlardı. “neden?” diye sormak istedi ama beceremedi. gözleri daha fazla dayanamadı ve koyverdi kendini. taner telefonu kapatalı epey olmuştu.
***yaşar, sigarasını söndürmek için küllükte yer aradı. elleri hala titriyordu, belki titremesi geçer diye bastı etrafına sünger kokusu yaymaya başlamış izmariti. ayağa kalktı, sandalyeye asılı bordo deri ceketini de cayır cayır yanan eline aldı, çıktı dışarı. kendine hayrı olmayan sarı sokak lambalarının olduğu sokak boyunca, kıpkırmızı olmuş kulaklarını tuta tuta yürüdü. köşe başında bir çöp tenekesi gördü, elindeki cekete baktı, kulaklarındaki alevi hissetti ve sevinç’in doğum gününde hediye ettiği deri ceketi bıraktı, kedi işgali altındaki çöp tenekesine.
***az önceki sarsıla sarsıla ağlama nöbeti henüz geçmişti neşe’nin. yine de ara sıra kulağına gelen taner’in sesine karşılık, vücudunun kendiliğinden çıkardığı hıçkırığa engel olamıyordu. bir boka yaramayacağını adı gibi bilse de balkonda süt liman denizi seyretti. gözleri denizden gelen meltemin ve terkedilmişliğin etkisiyle sürekli vatansız yaşlar bırakıyordu yanaklarından aşağı. üzerindeki kalpli pijamalara aldırmadan çıktı dışarı. içinde “neden ya, neden?” diye haykıran neşe’yi dinleye dinleye indi sahil yoluna. sokak lambasının tam altındaki kırık dökük banka oturdu. “neden?” diye sordu sessizce ve ağlamaya başladı; nerden baksan aynı sessizlikte.
***elindeki siyah poşetten çıkan seslere bakılırsa her zamanki gibi içerek unutacaktı yaşadıklarını yaşar. hiç bir yere sapmadan yürümüş ve sahile ulaşmıştı. istanbul’un en güzel yanı da budur zaten, dümdüz yürüdüğün her yol denize çıkıyor. sahil yolunda ön camlara domalmış pazarlık yapan travestilerin arasından yürüdü. “yalnız mısın bebeğim?” diye soran ergen sesli travestiyi ne gördü ne de duydu. belediye tabelasına inat çimenlere hüzünle basa basa yürüyüş yoluna çıktı. karşısına çıkan ilk banka oturdu.
***“bir işe yarıyor mu?”
“efendim?”
“ağlamak.. bir işe yarıyor mu?”
“bilmem..”
“keşke ben de ağlayabilsem..”
“keşke ben de ağlamasam..”
“keşke olmasaydı keşkeler.”
“keşke.”
“yaşar ben.”
“ben de neşe..”mir
yaşar usta’ya..
(kaputveburun gönderdi)
(senacmlc gönderdi)
